Rekor

kirildi.

o kisiye not: sen de editle bu yazinin bazi yerlerini rekor kirildi dadindan yinmesin! auhauhauahuahua. yazmis olmak icin yazmak. rekora kosmak. bla bla bla

Sneyl Edit
Re:Kor
To: F(!)

F yaa. Ne sandınız? Onun için bunlar hep. Özledim onu. Gerçekten özledim ama. Dün gece birden özledim. Güzeldi ama. Zaten güzeldi. Yine güzel. Hep güzel olacak.

Yazıdan Alakasız Edit
Kolum yanmıştı ya hani benim. Su topladı o. İyi su topladı ama. Yani bir patlasa Ankara'nın 20 yıllık suyu olur. Buradan Su'ya selam ederim. Naber?

İtiraf Edit
Sırf o espriyi yapabilmek için yeni bir yazı yazacaktım da, hazır edit olayındayken yapıvereyim dedim. Yeni yazılarda görüşmek üzere. Sevin beni!

"Bayram" nedir?

Diyoruz bayram falan diye ama nedir bayram, nereden gelmistir dusundunuz mu? Bayram sozcugu bayrağam kelimesinden gelir. Bayrağam kelimesi ise bayrağım yani bayraktaşım anlamını vermektedir. Kelimenin zamanla galatlasmasi ile bayram sozcugu tureyivermistir.

Gecmis zaman olur ki, adamin biri baginda yururken, uzaktan kendine dogru gelen bir yabanci gorur. yabanci, yerliyi korkutmamak icin uzaktan bayrağam, ne yapıyon bayrağım diye bağırır. Yerli de, haa bu bizim ulkeden, bizim bayraktanmis der. Bu ikilinin ilk gorusmesi savas sonlarina denk geldiginden sevincle birbirlerine kosarlar. Cunku bagin sahibinin oglu da savas icin askerdedir. Oysa ki bu yabanci evine dondugunden oglunun savasta kalmis olma olasiligi olamaz. Yani oglu da kisa zamanda eve donecektir. Iste hem savasin bitmesi, hem de oglunun eve donecegi vesilesiyle sevinirler yabanciyla, ev ahalisiyle, yemekler yapilir, akraba ziyaretleri baslar, cocuklar sevindirilir. Iste bayram kelimesi bu kokenden gelmektedir.


Ne yapiyon bayrağam?

Viva La Egale!

Geçenlerde Beyaz Rusya'ya gittim tatil için. Geçenlerde dediysem, yakın tarih değil. Oldu baya. Bayatladı. Neyse işte, oradan bir arkadaş mesaj atmış. Çok ileri düzeyde de Rusça bilmem ben. Bilirim de bilmezden gelirim bazen. Anlamadığım bir kelime oldu. Bakayım sözlükten dedim. Çok da güzel sözlüğüm vardır, resimli falan. Boyamalı. Baktım oradan kelimeye. Bulamadım tabii. Öyle kaldı işte o mesaj. Herhalde slm nbr pls ltf tşk bye yazdı.

Kış geliyor ya hani yavaş yavaş, o yüzden bir güzel oldu. Hani soğuk iyidir. Faydalıdır. Hee nereye faydalı lan. Yalnız kış olduğu vakit, benim odamdaki hava inanılmaz uyuşuk bir havaya bürünüyor. Have gibi. Hava ya ondan. Komik mi? Şöyle ki, şimdi soğuk olduğundan ocak yakıyorum ben. Anacığım o nasıl emiyor, kurutuyor havayı anlatamam. Nasıl mayışıyorsun, nasıl kedi kıvamına geliyorsun anlatamam. Yaşayan bilir ancak.

Alışverişe çıkmam lazım bir gün. Neler alacağım neler! Çok şahane sürprizlerim var. Bir de öyle bir şey vardır; yok kendime hediye aldım, yok kendimi şımarttım, yok kendimi d-smarttım gibi...

Mazinde bir tarih yatar! Ya-şa Fenerbahçe! Fenerbahçe maçlarında acayip gaza geliyorum. Çok deli bağırıyorum. Ama çok da keyif alıyorum. Bilmem işte, benimkisi de böyle bir zevk. Oysa ne olacak ki, yense bana mı yeniyor? Yöö... Olsun güzeldir. Candır.

Red Hot Chili Peppers ara verdi ya hani, yavaş yavaş soğutacaklar kendilerinden o olacak. Yeni bi grup keşfetsem iyi olacak.

Okul da bi' açılmadı gitti ha! Yalnız ders çalışacağım ben yarın biraz. Bir sabah olsun daha neler neler yapacağım. Dağlara taşlara... Bugünlük bu kadar blog. Son bir yazı daha kaldı. Sonra egale!

Benzemez Kimse Sana, Tavrına Hayran Olayım

Hani 4 tane kız sevmiyorum demiştim ya. Artık onları seviyorum ben. İsim vermek gibi olmasın, ya da veriyorum; kupa, sinek, karo, maça. Canlarım benim.

Hafif alkollüyüm. Hafif dediysem, galonla bira içtim işte. Halbuki param da vardı, alsaydım ya adam gibi içki. Olsun... Bira da iyidir. Gerçi ben alkollüyken kağıda yazardım. Bu seferlik böyle oldu. Kağıda geçiriyim bari sonradan. Ne işime yararsa?

Geçenlerde çok garip şeyler oldu ama anlatmayacağım. Öyle işte...

Wicker Park var bildin mi? Hah! İşte öyle şeyler olmasın hiç tamam mı? Rahat durun! Sinirlendirmeyin beni...

Az sonra bir arkadaşımın doğum gününü kutlayacağım. Greenwich Mean Time ile bekliyoruz. Oradan geri sayacağız. Sonra iyi ki doğdun Çalıkuşu diyeceğiz. Benim adım Çalıkuğşuğ! Huşu... Haşişi haşişa.. Çok yaşa! Sen de gör..

Yaa işte böyle bir şey Erol Evginciğim. Sen ne kadar söylersen söyle, bakmakla görmek arasında çok fark var. Misal, ben... Bu da böyle işte.

Yarın bayram.. Herkesin bayramını kutlarım buradan. Gerçi bayram ismiyle ilgili bir takım spekülasyonlar var. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Rahat durun!

İlkokulda kafam yarılmıştı bir kere benim. Zaten ufak tefektim ben, erken başladığımdan. Öyle işte. Baktım denemecan ilkokul anısı anlatmış, boş geçmeyeyim dedim.

Şu an tam olarak bir dakika kaldı saatin 00:00 olmasına. İyi ki doğduk!

Zaman Edit: Blogger saati çok geriymiş olum...

Cocukluk Anilari

Soguk ama bir o kadar da nadir Izmir sabahlarindan biri. Yagmur bile yagmis, gerisini siz dusunun. Sabah evinden cikmis kahramanimiz -yani ben- sevincle okuluna gidiyor, her zamanki gibi utulu pantalon, onluk, mendil sol cepte, tirnaklar kesilmis ve de hava soguk ya siyah pofuduk bir mont. Ilk derse giriyor kahramanimiz, tabii burada onemli bir ayrinti var onu unutmayalim, hepsi neseli cunku "andimiz" okunurken hepsinin agzindan buhar cikmis, sinifta bir eglence, bir zevk dalgasi almis basini gidiyor. Derken, Meral Berkay Egemen isimli hikayemizin yardimci kahramani ve benim en iyi ogretmenler listesinde ilk sirayi Cigdem Erol'la paylasan tatli, bir o kadar da disiplinli ogretmenim derse geliyor. Anlatiyor bisiler, pek animsayamiyorum. Ders bitiyor, Gokhan, ben, Toprak -bak toprak da hic fena isim degil ha- disari cikiyoruz, sikica kapatip onumuzu, atkilarimizi burunlarimiza dolayip. Kovalambac -isme bakar misin, turk gencliginin buldugu en yaratici isimlerden biridir- oynayacagiz. Basliyoruz kosmaya, ben kaciyorum Toprak'la, Gokhan bizi yakalayacak, bahcede bir seye ayagim takiliyor ve paaat diye o guzelim cocuk yani ben su birikintisinin icine dusuyorum yuzukoyun. Su birikintisi diyerek ben az bile soledim sen de pasifik okyanusu ben diyim mariana cukuru. Bildigin hidrosfere dusmusum haberim yok. Sirilsiklam oldugumdan olsa gerek, donarak ogretmenler odasinin kapisina gidiyoruz ucumuz birlikte. Kapiyi calmaya korkuyorum, bilmem neden hala boyle resmi bir yere girerken bir cekinirim. Cok cekingenimdir soylemesi ayip. Kapiyi caliyor Gokhan, aciyoruz kapiyi ucumuz, iceride bir ogretmenler guruhu -guruh dediysem 10-15 kisi ancak- oturmus masanin basinda konusuyor. Meral Hoca'nin beni gormesiyle sok olmasi ayni zaman diliminde gercekleserek, fizikte belki de ileride "zaman sekmesi" olarak tabir edilebilecek kavrama onculuk ediyor. Neyse, anlatiyoruz iste durumu utana sikila, arkadaslari yolluyor, beni de soyuyor, koskoca ogretmenler odasinda, isin kotusu yalniz da degiliz bir suru ogretmen var. Sobanin yanina cekiyor sandalyeyi beni ona otutturuyor. Benim ustumde bir tek pantalonum var, o da allahtan cok islanmamis. Sonra kendi montunu veriyor. Kurumaya basliyorum. Hocalar teker teker siniflarina gidiyor en son 3 kisi kaliyoruz odada Meral Hoca'm, ben ve bir abla o da ogretmen. Meral Ogretmen'im derse gidiyor onume masanin ustunde bir tabak icinde duran soyulmus mandalina tabagini cekerek, beni de ablaya emanet ediyor. Basta bir tereddut ediyorum, yesem mi yemesem mi diye? sonra bir iki almaya basliyorum, gittikce aciliyorum tabii, artik krali benim ogretmenler odasinin. Meral Ogretmen'in pardesusu de kaftanim olmus, bir tek kavugum eksik, saklabanim orada -yazik sagolsun abla cok eglendirmeye calisti beni- mandalinalarim onumde, kaftanim ustumde ohhhh daha otesi var mi? Zilin calmasiyla tekrar irkiliyorum, lanet olsun simdi mutlakiyet yikilacak telasi sariyor bunyemi ve nitekim hakli da cikiyorum. Ayni simarikligi Meral Hoca'ma yapmam, kesinlikle yapamam. Elbiselerime bakiyor, kurumus, teker teker topluyor onlari ve beni giydiriyor. Gerci ben kendim de giyinirdim o zaman 2. siniftim ama giydiriyor iste bir anne sefkatiyle yuzunden hic eksik etmedigi tebessumunu bir an bile kaybetmeden. Sonra beraber oturuyoruz ogretmenler odasinda derse kadar. Mandalinalarin bittigini fark ediyor ve biraz daha soyuyor. Onca ogretmenin arasinda beraber takiliyoruz biz onunla evet seviyorum ben onu hem de cok. Bir ara Izmir'e gitsem de gorsem, umarim cok yaslanmamistir ve umarim yine beraber mandalina yiyebiliriz. Iste bu da boyle guzel bir animdi. Cok yasa Meral Pasa, adin yazilacak mucevher tasa. Teyyy teyyy elleri goreyim.

Iste blog bunlar da benim deneme turundeki anilarim. Yine yazarim lan, seni ac koymam. Gercekten!

Seher Vakti Futbol

Seher vakti gelen mail sesiyle irkildim. Beni bilen bilir, mail geldiği zaman "bibip mail madıfakığ" der. Hee, ben öyle hoşlanıyorum. Eurotrip'ten araktır aslında o. Eurotrip'i ilk izlediğim zamanlar ADSL yoktu bende. Ne kadar çok hoşuma gitmişti. Ya demiştim ne güzel bu böyle. Hee, işte o yüzden yaptım ben de. Neyse bunlara daha sonraki bir yazımda da değinebilirdim aslında.

Maili açmamla okumam bir oldu. Çünkü mail boştu. Sağolsun icanfootball boş mail yollamış. Eee dedim. Ben nasıl "confirm" ederim? Ya da "onaylamak" diyelim bundan sonra buna. Halbuki heveslenmiştim de ona. Bayramda oynarım diye. Oyna oyna. Başka işin yok zaten. Projesi olsun, raporu olsun bitti, o kaldı. O boş mailde şöyle mouse'a tıklayarak bir tarattım sayfayı. Aynen bunlar yazıyordu işte. Ben de Re:ICANFOOTBALL başlıklı bir mail gönderdim kendilerine. Oysa ki bana noreply demişlerdi. Dedim ki, olum daha var projesi olsun, raporu olsun. 1 Ekim ne kadar sıradan bir tarih olsa da dedim, o zaman başlayacağız biz dedim, 9 Ekim de aslında ne kadar sıradan da olsa dedim, o tarihe kadar da mola vereceğiz dedim.

Sonra uyumuşum....

Uyurum tabii sabahın 5inde mail gelirse, uyurum. Ya ne yapacağıdım?

GTalk Sabahlamalari

Istes bile degil ki. Tek basima bekliyorum, "o" mail gelecek diye. "notifier" ya da "bildirici" diyelim biz bundan sonra ona, hooop diye cikacak sag alttan, maili kimin gonderdigini, konuyu, ilk birkac satiri yazacak diye. Tatli bir heyecan ve her sabah yatarken hayal kirikligi... Sabah yatmak, buna ayri bir yazida degineyim.

Kendimi avutuyorum; kongrededir, maillerini kontrol etmiyordur diye ama nafile. O yasa, o statuye gelmissin nasil mail kontrol etmeden, gereken cevaplari vermeden durasin? Aklim almiyor iste boyle bir seyi. Uzuluyorum. Bir koseye firlatilmis hissediyorum kendimi. "Henuz cok erken o cocuk icin" diyorlarmis gibime geliyor.

Neyse, gecen facebooktayim, oyle baktim phonebook mhonebook isine ne gereksiz olmus olum o. Google, facebook yetecek bundan 2 sene sonra bir insana. Baska herhangi bir seye ihtiyac duymayacak. Gelecek kaygisi asla gutmem. Teknolojinin en buyuk destekcisiyim. Her turlu yenilige acigim. 100 iq nun altini pek sevmem yine de onyargili degilim bu iq konusunda ama :D Benden buyuk olmali bir de. Hee valla lan. Boyle akan dusuncelerimi yaziyorum ama ne de olsa blog bu. Istedigimi, istedigim gibi yazabileyim diye var. Youtube u hala benim erisimime acmayan telekomdan sikildim. Her seferinde binbir takla atmaktan sikildim. Simdi geekler bana tavsiyelerde bulunacaklar, aman sunu kur, yok bunu kur, aman boyle gir. Heeee, ben bilmiyorum degil mi hicbirini? Ben salagim degil mi? Asil sansure karsi cikmak, bunun nedenlerini sorgulamak yerine, en basitinden soyluyorum, opendns kullanan salaktir. Kafamin tasini attirmayin. Icimdeki nerd macoyu tanimak istemezsiniz. Inanin bana. Bugunluk bu kadar blog, bugunluk bu kadar!

Yeni Temamız ve Biz

Kişisel başlık kullanmam asla. Hayır foruma çevirdik burayı ama olsun. Yorum yazmak istemedim. Bir ayrıcalığım var sonuçta. Yazı yazabiliyorum.

10 Ekim.. Sıradan olduğu kadar, farklı da bir tarih. Meyalkırıkçıkıklılıklarının ülkesi. Ne güzel de okunur bu kelime. Kelime ise tabii. Kimine göre bir kelime, kimine göre bir işlem.

Sırf yazı yazmak için yazmış olmak bu olsa gerek. Olsun. Boş yere yazı yazıyorum yahu ben de..

Yeni temamız güzel oldu.

Yazi Tura

Tarihi belirler. Cift tarafli olanlari bile!

Yeni Temamiz ve Ben

Su siralar yogunuz, hepimiz! Tatil onumuz evet ben de bunun farkindayim ama bir sey yapmamanin getirdigi stresi de disari vurmadan edemeyecegim. Tesellicilere sozlerimdir. Her neyse... 2 haftalik bir aradan sonra tekrar evdeyim. Bilmiyorum daha ne kadar evdeyim diye bir kalip, su anki evdeyim kalibiyla birebir ortusebilecek. Orten ve birebir fonksiyonlar... Bilen, bilmeyene anlatsin.

7 ekim. Siradan oldugu kadar, farkli da bir tarih. Hayalkirikliklarinin ulkesi!

Bos yere cagrisiyorum yahu ben de!

Yeni temamiz guzel oldu.

Across The Universe


Filmle ilgili çok fazla bilgi vermek istemiyorum. İzlemenizi tavsiye ediyorum sadece. Çünkü müzikler mükemmel. Ya da Beatles'ın güzelliği... Bilemedim... Tabii, sadece müzikler güzel diye izlenir mi derseniz, sadece müzikler güzel değil. Lucy var mesela, o da çok güzel. Karakterlerin hepsi çok iyi diye biraz kıvırabilirim. Zaten müziklerle birlikte bütünleşmiş hepsi. Çok da güzel söylemişler şarkıları.

Film için pek yazı yazmam ben. Aslında hiç yazı yazmadım. Sadece bir keresinde yazacağımı söylemiştim. Across The Universe için ise yazmak istedim. İzleyin istedim, o yüzden belki de.
2 tane de şarkı koymak istiyorum. Aslında 3.
Yok yok...
4... 5... 6?
Girl

Hold Me Tight


Not: O değil de, Lucy hakikaten güzel yeü...
Not2: Hıı.. Az kalsın unutuyodum. Filmi tavsiye eden dinco'ya teşekkür ediyorum. Şaka şaka, etmiyorum.
Not3: Lucy In The Sky With Diamonds için, lütfen bir önceki post...



Amacım böyle bişeydi :))
Edit: Rahatladım =)

Sevmediklerim Listesi

Hah işte o beklenen listemsi. Kimse beklemiyodu değ mi? Acayip ters köşe yaptım. O değil de sinirliyim ben yine...

• Domates
• Popomundo
• Atlet
• Yeşil kıyafetli ve converse giyen kız. Converse rengi önemli değil. Bordo oldu mu daha bi sevmem ama. Mesela bu.. Bu kızdaki bordo değil ama anca bunu buldum. Sevmediğim bir şey için anca bu kadar uğraşırım.
• Genel olarak bazı insanlar. İnsan demişken kız. Kız demişken;
• Aykut
• Viski
• Aykut'un viskisi
• Yaşlı/huysuz bir teyze. Dolmuşta bir daha denk gelirse dalacam.
• Yasemin Dalkılıç. (şaka şaka, öyle çağrışım oldu bu) (haa dalmam o da şaka) (ayıp!)
• Kaplumbağamın yeminin kokusu
• Flea'nin sesi.
• Kadının sesi.
• İki elin nesi.
• Hücumbot. (Nesne olarak değil de, kendisini kelime bazında sevmiyorum.)
• Arko traş losyonu
• Anlayışsızlık
• Ego (iki anlamda da)
• Ucuz şarap
• Sonuna gelmiş ketçap/mayonez/hardal kullanmak için harcanan onca emek
• Hardal yoksa patates getirme diyen arkadaş. (şaka len)
• :( hee bildiğin bu; :( .. Hadi ":)" bi nebze daha pozitif
• Vurdumduymazlık
• Varyemez amca
• O değil de bir ara çok iyi yapardım taklidini onun
• Boğaz kalmadı artık
• Boğazı olmayanlar gay oluyormuş
• Anlamsız kısaltmalar
• Kısa Marlboro
• Malbuş
• G.W Bush
• Wednesday Song - John Frusciante
• Güzel aslında o şarkı, seviyorum ben.
• Vallaha sinirlendim ha!
• Yeter, vallaha yeter!
• Mull
• Lale Mull'dur (severim severim)
• Kazım Kazım
• Selçuk Şahin
• Betsson
• 10
• Kız (Q olanı)
• 4 tane kız (4Q)
• Recep İvedik
• Recep Biler
• Pentium (amaç bellidir)
• Salash'ın nargilesi. (artık hakkaten bi düzgün yapın ya! o kadar para veriyoruz be!)

Şimdilik bu kadar... Bi de sevdiklerim listesi yapacağım. Bir tanesini söyleyeyim. Yazı-Tura...
Evet, bildiğimiz para atılanından. Bugün çok sevdim onu. Hikayesini özel istekle anlatırım isteyene. Denemecan'a selam ederim ve derim ki;
"Benim için farketmez!"

Bir de konu ile alakasız ama, yazı sonlarına şarkı koymak güzel oluyormuş. Hoşuma gidiyor. Belki sözlüğe de yazarım bunu. Neyse;

Sevmedigim Insanlar Listesi

1)Aykut CAYIR
2)Anil DINCAL (Espriden espriye severim)


Not: Ilham ayim, sneylim, meet me in montauk!

O'n'

Biraz şans istiyorum.. Biraz mutluluk.. Bu kadar...
Çok gibi aslında...
Peki, vazgeçtim. Biraz şans istiyorum.
Bu da çok çakal bi' istek oldu. Olsun...
Zaten hastayım, birazcık şans istemişim çok mu? (geçmiş olsun diyenim de yok) (şş?)
Şiirimsi havadan vazgeçsem, her cümle sonunda satır atlamasam.
Çok istekte bulunuyorum.
Bunlar hep onun yüzünden. On'un. Evet, o kim? Yok, yok. O değil.. On.. On.. Bildiğimiz 10.. Sayı olan. Sayı ile rakam arasında köprü kuran şey.
Hah! O işte!
Yok, yok. O değil. On.
Hah! On işte!
Pis 10!
Mutluluk istemekten vazgeçtim. Birden mutlu etti beni o!
O mu? Hani ondu.
Eee mutlu etti diyorum. 10 beni mutlu etmedi ama o etti.
O kim?
Hayır o ne diyeceksin..
O ne?
İşte buuuuuuuuuuu!.....

Kendi kendime konuşmadım ben aslında. Sizinle konuştum. Yalnız hissettim kendimi. Hastayım ya ondan. ^^

...

Lanet olsun!
Nefret ettim lan!
Allah cezanızı versin!

Pia Pia Piano


Bu da böyle bir anım olsun...

Edit: (11.09.2008) Efendim imeem'i engellemişler. Sağolsun mantar haber verdi. O yüzden derim ki; eğer şarkıları göremez, dinleyemez iseniz şaşırmayınız. Yeni bir site bulursam oraya upload ederim. Hayır, ben girebiliyorum. Ben dinleyebiliyorum. Ama bana değil bunlar, size. O bakımdan bir not yazayım dedim işte. Görüşürüz!

Hop Edit: (14.09.2008)



+Evet?
-Galiba..
+Büyük gibi sanki..
-Olduğu kadar..
+Olmuş zaten olacağı kadar...

Good..

Biliyodum.. Biliyoduuuum! İyi olduğumu biliyodum :))


How evil are you?

Ne kadar da özgünüm değil mi sayın angelic? =)

Kızılay'da Clubber Olmak - Part III

Son kısmı yayınlamayı unutmuşum. Japon konsolosu'ndan da özür diliyorum. Olur o kadar...
Part - I
Part - II

Seri bir hareketle elindeki poşeti açan Refik, güllaçları çıkardı ve sevdiği kadına doğru uzattı:

-Sana güllaç getirdim, hoşuna gider diye düşündüm. Ama önce şu ekmeği bir ye bakalım. Şuna bak ya çok halsiz görünüyorsun. Al şu ‘cappy tropik’i de…

Dumur olan Tijen ne yapacağını şaşırdı ve panikle güllacı olduğu gibi üzerine döktü. Tam o esnada açtığı meyve suyunu Tijen’e uzatmakta olan Refik de panikledi ve tüm meyve suyunu Tijen’in üzerine boşalttı. Tijen birden, ‘’Sen ne yaptığını sanıyorsun ahmak moron’’ diye haykırdı ve Refik’in suratına bir tokat yapıştırdı. Ne olduğunu anlayamayan Refik:

-Kızma hemen. Şimdi şuracıkta değiştiriveririz üzerindekini. Problem ettiğin şeye bak.

-Saçmalama! Hem yedeğim yok hem de sen buradayken nasıl değiştirebilirim üstümü? Ayrıca gördüğün gibi omzum sargılı. Kolumu kıpırdatamıyorum bile.

Bizim Refik tüm bunları bir yardım çağrısı olarak algıladı ve ‘’ Ben şimdi hallederim, yedeğin yoksa yok, benimkini giyersin olur biter ‘’ dedi ve bir striptizci edasıyla yavaş yavaş T-shirt’ünü çıkardı. Sıra Tijen’e gelmişti. Kıvrak bir hareketle Tijen’i de soydu.

-Aaaah kolum. Ne yapıyorsun hayvan herif! İmdaaaaat!

Tijen’in sesi tüm hastane koridorunda yankılandı. 14 saniye ya geçti ya geçmedi Adnan içeri girdi. Refik ve nişanlısını çıplak bir biçimde görünce deliye dönen Adnan silahına sarıldı ve ‘sniper’ıyla yakın mesafeden 3 el ateş etti. Hiçbir atışını isabet ettiremeyen Adnan işi garantiye almak istedi ve ‘sniper’ın dürbününü açtı, Refik’e doğru nişan aldı. Tam elini tetiğe doğru getirirken hayalarına tekmeyi yemesiyle yere düşmesi bir oldu. Refik yine yapmıştı magandalığını. Adnan’ın acılar içinde kıvranmasını fırsat bilip sevdiği kadını omuzladı ve onunla beraber oradan uzaklaşmak üzere kapıyı açtı. Karşısında ona doğru gelmekte olan hastane güvenliklerini gören Refik ani bir hareketle pencereye yöneldi ve sırtında Tijen’le birlikte birinci kattan atlayarak kaçmaya başladı. Tijen bir sopranoyu andıran sesiyle avazının çıktığı kadar bağırıyordu. Neyse ki sokakta çok fazla kişi yoktu ve olanlar da açıkçası olayı aile meselesi zannedip ses çıkarmıyorlardı. Refik, sırtında Tijen ile saatte 76 kilometre hızla koşuyordu. Yaklaşık 116 kg olan Adnan’ın ona yetişemeyeceğini biliyordu. O yüzden biraz dinlenmek istedi ve canı da kahve istediğinden Tijen’i yere indirip kolundan tuttuğu gibi Starbucks’a soktu ve yine magandalığını yapıp kahve sırasının en önüne geçerek ‘’1 adet orta boy white mocha ve yine 1 adet büyük boy frappuccino mango lütfen’’ dedi ve içecekleri beklemeye başladı. Tijen çok şaşırmıştı. Refik’i magandalar magandası bir adam olarak tanımıştı ama Refik’in içindeki o kibar,nazik ve bir o kadar da sosyetik yanı da görmüştü. Kanı yavaş yavaş Refik’e ısınıyordu, bir anda uzaklara daldı. Tam o sırada ‘’Refik Bey’’diye bir ses duyuldu ve Refik’in sağ ayak işaret parmağına korkudan kramp girdi. Sesin Adnan’a ait olmasından korkmuştu Refik ama ses kahveci çocuktan başkasına ait değildi. O ani şoku atlatan Refik içecekleri alarak müessesenin en kuytu masasını gözüne kestirdi ve oraya doğru yöneldi. Ardından masaya oturdular ve içecekleri yudumlamaya başladılar. Havadan sudan biraz muhabbet ettiler ve birden n’olduysa oldu Tijen ile Refik deliler gibi öpüşmeye başladılar. Bir anda mekandaki tüm gözler bu ihtiraslı öpüşmeye çevrildi.Herkes şaşkın bakışlarla bu öpüşmeyi izlerken, Refik’i aramaktan sıkılan ve bir kahve molası veren Adnan mekana girdi.Herkesin aynı noktaya odaklandığını gören Adnan gözlerini merakla herkesin baktığı yere çevirdi ve adeta kafasından kaynar sular boşaldı. Gördüklerine inanamayan Adnan o ilk şoku atlattıktan sonra tekrar silahına sarıldı ve 2 el ateş etti.Bunun üzerine ilk önce Refik, ardından da Tijen yere yığıldı. Hızını alamayan Adnan, yerdeki taze aşıklara kalan mermilerini boşaltmaya başladı. Bu yeni başlayan tutkulu aşkın ölümle noktalanacağını anlayan duygusal Refik , Tijen’in elini tuttu ve son sözlerini fısıldadı:

-Sana doyamadım al yanaklım,cennette görüşürüz…



not to be continued...

japon konsolosu